•  11
    Edebi Yazı

    TURAN'A KADAR

      İçerik Editörü    10        0        Şikayet Et

    Karanlık... 

    ... 

    Bulanık görüntüler...  

    Karanlığın canını yakan keskin bir ışık...  

    Sırtına değen sıcak bir soğukluk...  

    Küçük su damlalarının büyük su birikintisine kavuşurken çıkardığı "şıp" sesinin mat yankısı... 

    Feci baş ağrısı...  

    Bilinmezlik... 

    Ve yine karanlık... 

    Ve yeniden açtı gözlerini. Tepesinde cızıldayıp duran lambanın ışığı, odanın karanlığına çok fazlaydı. Gözlerini kısarak bakmayı denedi bu defa. Bulanık görüntüler arasından sıyırmaya çalıştı kendini, gözlerini kırpıştırarak. Nerede olduğu, neden soğuk bir mermerin üzerinde sırtüstü yattığı ve hatta kim olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. 

    Başının yoğun ağrısına rağmen beyninin bütün kıvrımlarını zorlayarak tekrar kim olduğunu ve en son ne yaptığını, nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı. 

    Hatırlayamamanın verdiği yeni bir hayal kırıklığı ile doğrulup kalkmaya çalıştı. Derin bir inleme sesi odanın duvarlarından sekti ve geri dönüp kulaklarını deldi geçti. Vücudundaki bütün kemikler bir anda kırılmışçasına hissettiği ağrı, bütün vücudunu sarıp sarmaladı bir anda. Artık ağrının yalnızca başında olmadığını biliyordu. Zaman geçtikçe vücudunu hissediyor, vücudunu hissettikçe de yaralarının ve ağrılarının yerlerini kavrıyordu. Kafasının içindeki soru işaretleri, hissettiği ağrılara galip gelmiş olacak ki dişlerini sıkarak ve ağrılarını bir kenara bırakarak doğrulup oturdu az önce sırtına yapışan mermerin üzerinde. Sağ göğsündeki sancı, yerini sıcak bir kaşıntıya bırakmıştı. Elini göğsüne götürdü. Sıcaklığı hissetti. Ve eline değen farklılığı fark etti. Yaralanmıştı. Hatırlamadığını hatırlayarak yarasını ve ağrılarını umursamadan iki yanından olağanca gücüyle mermer masayı kavrayarak inmeye çalıştı. Merakı gittikçe artıyor, kafasındaki soru işaretleri beyninin zonklamasına eşlik ediyordu. Üşüyen ve titreyen ayakları soğuk suyla temas ettikten sonra zemini buldu. Odanın, ayak bileklerine kadar su dolu olduğunu fark edince neden burada olduğunu hatırlamayı daha çok istemeye başladı. Odanın içinde ayak bileklerine kadar değen suyun içinde yürümenin çıkardığı sesler yankılanırken etrafı aramaya başladı, neyi aradığını bile bilmeden. Gözleri karanlığa alışmaya başladı. Bulanık görüntüler yavaş yavaş netleşiyor, etraftaki nesneler seçilebilirleşiyordu. Bir an önce çıkmak istemesine rağmen bulunduğu yeri incelemekten kendini alamıyordu. Soru işaretlerinin cevaplarının buralarda bir yerlerde olduğunu düşünerek etrafı incelemeye koyuldu. Gözüne ilk, cızırdayan lambanın mat ışığının hedef gösterdiği masanın hemen yanındaki ayaklı panel takıldı. Panele yaklaşarak üzerinde yatan küçük nesneleri kontrol etmeyi denedi. Elini nesnelerin üzerinde gezdirirken bir anda vücudundaki ağrı ve acının yanında çok küçük kalacak bir acı hissetti parmağında. Elini kesen nesneyi sapından tutarak eline aldı ve biraz inceledikten sonra geri bıraktı. 

    Bir eliyle göğsünde devam eden sıcak kaşıntıyı bastırırken tekrar etrafı incelemeye koyuldu. Duvarlar boş ve pisti. İrkildi ve halsiz bedeninden beklenmeyen bir çeviklikle önündeki duvara doğru olağanca gücüyle yürüdü. Elleri duvarı buldu. Aradığı çıkışı bulabilmenin umuduyla duvarı yoklamaya başladı. İlk başladığı yere gelene kadar odanın bütün duvarlarını yokladı. Az önceki umut yerini hayal kırıklığına bıraktı. Kafasındaki soru işaretlerine yenileri eşlik etti. Ben kimim ve beni buraya kim, neden getirdi? 

    Çıldırmasına ramak kalmıştı sanki. Derin bir soluk alıp sesinin ve vücudunun yettiği kadar bağırdı. Sessizliğe fazla gelmişti bu ses ve kendine fazla gelmişti bu durum. 
     
    Yeni bir umutla koşuşturmaya başladı odanın içinde. Etrafı aramaya, en ince ayrıntıları sorgulamaya başladı.  

    Neresiydi burası? 
     

    Bedenindeki aşırı yorgunluk kan kaybıyla harmanlanıp ona yeni bir düşüş için zemin hazırlamaya yetmiş olacak ki; nesneler bir anda bulanıklaştı ve yer, ayaklarının altından kayarken duyduğu yüksek  seslerin ve bulunduğu odanın tavanından içeriye yavaşça büyüyerek odaya dolan ışığın hayal olup olmadığını ayırt edememenin yaşattığı yeni bir hayal kırıklığıyla düşüp yeniden karanlığa gömüldü. 

     

    *** 

    Gözlerini açtığında ciğerini yakan temiz havanın rüzgarıyla savrulan perde yüzünü tarayıp geçiyordu, geri gelip esen rüzgarla bir daha gidiyor ve böyle tekrar ediyordu. Bitmişliğin ve tükenmişliğin koynunda öylece iki büklüm uzanıyordu. Uzandığı yerden bulunduğu odayı incelemeye başladı. Bir süre önce içinde olduğu o karanlık odadan eser yoktu şimdi. Rüya mı görmüştü? Rüya olamazdı, olsa olsa kabustu. Doğrulup ayağa kalktı. Kendini eskisinden daha dinç hissediyordu. Karanlık mahzenin kabus olduğuna inancı biraz daha artmıştı.  

    Sağ göğsünü yokladı önce. Sarılmıştı. Meraklandı. Ve eliyle yüzünü yoklamaya başladı. Elini başına götürüp başındaki çekilmeyi yokladı. Aynı şekilde sargıyla karşılaştı elleri. Ve kapıya yöneldi. Tam kapıya kavuşacakken sağ yanından bir şeyin geçtiğini fark ederek geri döndü ve baktı. 

    Karşısında öylece duruyor ve o da kendisine bakıyordu. Gözlerinin altı Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuz Beş Yaş şiirindeki mor halkaları çağrıştırıyordu. Saçları Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını canlandırıyor, gözleri ise Necip Fazıl'ın kaldırımları kadar kimsesiz ve çaresiz bakıyordu.  
    Tanımıştı, tanıyordu, tanıyor gibiydi. 
    Gözlerini kısarak bir yerden tanıyormuş gibi baktı. Aynı şekilde karşılık aldı. Yıllardır tanıdığı yabancıymış gibiydi karşısındaki. Elini uzattı, tanımak, tanışmak için. Yine aynı şekilde karşılık buldu karşısında kalkan el ile. Yaklaştırdı, yaklaştırdı ta ki eli beklenmedik bir şeye toslayana dek. 

    Elini geri çekip başını yaklaştırdı daha da yakından baktı. 
    Zar zor sıktığı dişlerinin arasındanbir kelime döküldü avuçlarına. 

    -AYNAYMIŞ ! 

    ... 

    Hayal meyal bir şeyler canlanıyor; sonra geri kayboluyordu. Beyni ona oyunlar oynamaya başlamıştı. Dışarıdan gelen sesler yeni bir sıkıntı demekti. Ve acilen çıkması gerekiyordu. Bilinmezlikten bilinmezliğe sürüklenmek onu tüketmeye başlamıştı. Gürültü yükseliyor, sesler yaklaşıyordu. Dışarı çıkmanın sağlıklı olmayacağını anlayıp kendini güvenceye almak için kendine silah yapacağı bir nesne aramaya başladı. İlk bulduğu nesneyi kavrayacaktı ki kapı açıldı ve içeri biri girdi bir anda. Ardından kapıyı kapatıp sürgüyü çekti. 

    Karşısında bıyıkları, kalın kaşları, ışık gibi parlayan gözleri ile dimdik duran babayiğide baktı, biraz tedirgin, biraz merak dolu gözlerle. Babayiğit, tedirginliğini hissetmiş olacak ki gülümsedi bir anda.  
    O gülümsedi, güneş odanın içerisine doldu.  
    O gülümsedi, zaman durdu. 
    O gülümsedi, bütün korku, merak, tedirginlik yerini huzura bıraktı.  
    O gülümsemeyle aradığı şeyin artık huzur olduğunu iliklerine kadar hissederken babayiğit gülümsemesine eşlik eden naif ve kibar ses tonuyla elini uzattı. 

    - Selamün Aleyküm. Ben Ruhi. Ruhi KILIÇKIRAN

    SERVET EJDER

     


  •  


Görüşünüzü Bildirin

Yorum Yapmak İçin Lütfen Giriş Yapınız.

 

Facebook Yorumları