•  5
    Edebi Yazı

    Koçlar Ordusu

      İçerik Editörü    4        0        Şikayet Et

     
    Zordur Abdullah olmak. Meşakkatlidir KOÇLAR gibi ses getire getire gitmek. Biz de onun yolundan gitmeye karar verdik. Biliyoruz işimiz zor, yolumuz dikenli ve tuzaklarla dolu ama şunu da iyi biliyoruz ki yolun sonunda rahmet var, bereket var… 
    Bunun için istedik Abdullah olmayı, Koçlar gibi ses getire getire rahmete kavuşmayı…  
    --- 
    Osmanlı Devletinde yabancı bir toprak fetih edildiği zaman o bölgeye en gözde Müslümanlar yerleştirilirdi. Bunun yapılmasındaki amaç o bölgeyi Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmaktı. Gayrimüslim aileler o örnek aileleri görünce mest olur ve onlara hayranlıkla bakardı. Yaşantılarına özenir ve onlar gibi olmaya çalışırdı. İşte bizim hikâyemizin de başlangıcı böyleydi. O geldi ve herkesi kendine mest etti… 
     
    Yaşayışı kimilerine göre sıradan, kimilerine göre abartılı olsa da o hep sadelikten yanaydı.  
    Evet, kıyafet konusunda oldukça hassastı. Her şeyi giymezdi ama ne giyse yakışırdı ona. Çünkü o kalbini Allah aşkıyla temizlemiş, kalbinin güzelliğini yüzüne yansıtmayı başarabilmiş biriydi… 
    Bakışları kimi zaman masum bir ilkokul çocuğu, kimi zaman mermi hızında bir delikanlı ve kimi zaman da yetmiş yaşında koca bir ihtiyarın bakışlarıyla yer değiştiriyordu. 
    Sabah namazlarına büyük önem verir, mümkün oldukça arkadaşlarını da toplayarak her sabah başka bir camiye giderdi… 
    Ailesinden almış olduğu o muhteşem terbiye kendini gösteriyor ve herkesi hayretler içerisinde bırakıyordu. Zira o küfür etmez, harama bakmaz, yalandan ve kul hakkından her daim uzak dururdu. 
    Hedefleri olan bir insan girdiği her ortamda kendisini belli eder. Duruşu, oturuşu, hareketleri ve üslubu ile karşısındakilere “Ben Buradayım!” derdi adeta. Ama asla gurura ve kibre kapılmadı o… 
    Bir gencin “Abi takım elbisen güzel, sen daha güzelsin.” Demesi üzerinde yeni aldığı takım elbisesini o gence hediye edebilen bir insan nasıl olur da gurur ve kibir sahibi olabilirdi? 
    Uzun boylu zayıf biriydi o belki de o sebepten takım elbise ona çok yakışıyordu… 
    Birde sevdası vardı elbet, o çaya âşıktı çay da ona. Şiirler yazardı içtiği bir bardak çaya…  
     
    Elinden tesbihi eksik etmeyecek kadar asil, taşıdığı tesbihi birilerinin gözüne sokmayacak kadar mütevazı ve o taşıdığı tesbih ile Allah’ı anacak kadar dinine bağlı biriydi o… 
     
    Zevk sahibi bir insandı. Giydiği gömleğe uygun tesbihi ve yüzüğü her daim yanında hazır bulunurdu. En sevdiğim takım elbisesi o mavi kareli olandı… O takım elbisesini giydiği zaman tam film oyuncularına benziyordu. Ama aralarındaki tek fark onlar yapmacıktı, rol yapıyorlardı, o doğal ve samimiydi hayatın her alanında… 
     
    Eli açık, yüreği geniş kalbi temiz mi temiz biriydi. Bir gün sabah namazını kılmak için gittiği camide yaşlı bir adamın ağladığını gördü ve yanına giderek “Hayırdır inşallah seni bu saatte burada ağlatan şey nedir?” diye sordu. Yaşlı adamda ona “Oğlum üniversiteyi kazandı.” Deyince Abdullah Ağabey şaşırdı ve “İyi ama bundan daha güzel ne olur? Buna neden üzülüyorsun?” sorusunu yönetti. Yaşlı adam biraz bekledikten sonra “Oğlumu kazandığı üniversiteye götürecek param yok, kayıt ettirecek param yok evladım.” Cevabını verince, Abdullah Ağabey cebindeki bütün parayı yaşlı adama verdi, namazını kıldı ve camiden ayrıldı… 
    Yaşı genç olduğundan gençlerin halinden de anlardı. Kitap okuma yarışmaları düzenleyerek öğrencileri okumaya ve araştırmaya alıştırmayı başaran nadir insanlardandır kendisi… 
     
    Sözün özü Abdullah Ağabey her manada bir numara gösterilebilecek değerli bir şahsiyetti. Ona ve bu başarıya erişmesinde katkı sağlayan çok kıymetli ailesine minnettarız.  
    Hepimiz Abdullah’ız, hepimiz Gülgezer Annemizin, Ali Babamızın evlatlarıyız… 

    Selam ve dua ile… 
     
    Talat Alparslan DİNÇER / Kütahya 

     


  •  


Görüşünüzü Bildirin

Yorum Yapmak İçin Lütfen Giriş Yapınız.

 

Facebook Yorumları